Connect with us

Haberler

“Vergi Ödemesi 2014” raporuna göre; Teknoloji, en yaygın uygulanan vergi reformu

Yayın tarihi

-

 

Dünya ülkeleri vergi uyum sistemlerinde reformlar yapmaya devam ettikçe vergi oranı politikaları değişiklik gösteriyor. Haziran 2012 – Haziran 2013 arasındaki dönemde 32 ekonomi, vergi ödeme kolaylığı sağlama konusunda adımlar attı.

Türkiye’deki vergi sistemi dijitalleşiyor. Yeni uygulamalar vergi denetimlerinin etkinliğini ve verimliğini artırırken mükellefler de yasal kayıtların basımları ve saklanmaları konusundaki idari yükümlülüklerin yarattığı mali yükten kurtularak tasarruf sağlayabilecekler.

 

Dünya Bankası, Uluslararası Finans Kuruluşu (IFC) ve PwC işbirliğiyle hazırlanan Vergi Ödemesi 2014 (Paying Taxes 2014)  raporunun sonuçlarına göre, ülkeler vergi gelirlerini arttırmak ve büyümeyi teşvik etmek arasındaki dengeyi tutturmak için birçok farklı politika uyguluyor. Vergi uyumu için yapılan yeni uygulamalarda teknolojiden yararlanılan, online dosya oluşturma ve ödeme yapmayı mümkün kılan internet sistemlerinin kullanıma sunulması veya iyileştirilmesi, üç yıldır üst üste en yaygın şekilde uygulanan vergi reformu olarak belirlendi.

Rapora göre, bu yıl 14 ekonomi toplam vergi yükümlülüğünü ya da bazı şirketlerin ödeyeceği vergi miktarını arttırırken,14 ekonomi de tam tersi bir yol izledi. Dünyanın pek çok bölgesinde, şirketlerin ödeyeceği toplam vergi miktarının düşüş hızı yavaşlamaya devam ediyor. İlki 2004 yılında yayınlanan Vergi Ödemesi raporları, bu dokuz yıllık süreçte kurumlar vergisinin sürekli olarak azaldığını ve şirketlerin yükümlü olduğu çalışmaya ilişkin vergilerin daha istikrarlı olduğunu ortaya koyuyor. Bu vergiler de an itibariyle toplam vergi yükünün büyük bir kısmını oluşturuyor.

Vergi Ödemesi 2014 (Paying Taxes 2014) raporu, Haziran 2012 – Haziran 2013 arasındaki dönemde 32 ekonominin, vergi ödeme kolaylığı sağlama konusunda adımlar attığını gösteriyor. Çalışma kapsamında, 189 ekonominin vergi rejimleri incelendi ve vergi uyumu için atılan adımlar arasında online dosya oluşturma ve ödeme yapmayı mümkün kılan internet sistemlerinin kullanıma sunulması veya iyileştirilmesi, üç yıldır üst üste en yaygın şekilde uygulanan vergi reformu olarak belirlendi.

Türkiye’de de vergi sistemi dijitalleşiyor

PwC Türkiye Vergi Hizmetleri Lideri Zeki Gündüz çalışmayı şöyle değerlendirdi: “Türkiye’de vergi sistemine baktığımızda, 2004 yılında Maliye Bakanlığı tarafından başlatılan, Vergi İdaresini, basılı belge formatından elektronik ortama taşıma çalışmaları geçen süre içinde önemli gelişmeler gerçekleştirdi. Kayıtlar vergi dairesinde elektronik olarak tutulurken, diğer elektronik ortama geçiş girişimleri ve devamındaki e-devlet uygulamaları devreye girdi. 2008 yılında telekomünikasyon sektörü için başlatılan elektronik faturalama sisteminin diğer sektörleri de içine alacak şekilde kapsamını genişletmek, önceliği de şirketler arası işlemlere verme çalışmalarını sürdürüyor. Böylece şirketlerin, basılı fatura uygulamasını kaldırılmasıyla, 10 yıl olan saklama süresi gereği oluşan saklama ve baskı maliyetlerinden kurtulunması hedefleniyor.”

Raporda Türkiye ile ilgili şu değerlendirmelere yer verildi:

  • Türkiye’de orta ölçekli bir şirket vergi gerekliliklerine uyum sağlamak üzere elde ettiği kârın yüzde 40,2’si oranında vergi ödemekle yükümlü. Şirketler bir yılda yaptığı 11 adet ödeme için 226 saat harcıyor.
  • Elektronik faturalama, şeffaflığı arttırarak iç ve dış denetimi daha da kolaylaştıracak. E-faturalara elektronik platformdan kolayca ulaşılabileceğinden dolayı, şirketler de nakit yönetimleri ile ilgili daha güvenilir gerçek zamanlı bilgiye sahip olacaklar.
  • Türkiye’deki ikinci girişim ise, şirketlerin kanuni olarak tutmaları gereken muhasebe hesaplarının elektronik formata geçirilmesi. Elektronik faturalama sistemini uygulayan şirketler,  ilgili yasal kayıtlarını elektronik olarak ve belirli koşullara bağlı kalarak tutabilecekler. Devrim niteliğindeki bu uygulama, yasal olarak on sene boyunca saklanması gereken büyük defter (defter-i kebir) ve envanter defterleri de dâhil olmak üzere, şirketleri yasal kayıtlarının sayfalarca basılmasından kurtaracak. Şu anda, e-fatura ve elektronik muhasebe kaydı uygulamalarına geçiş aşamasında ek maliyetler bulunuyor. Ancak saklama ve baskı maliyetlerinin düşmesiyle elde edilen tasarrufların bu maliyetlerden daha fazla olması bekleniyor. Yeni sistemin bir başka avantajı da, vergi denetimlerinde şeffaflığı arttırarak vergi kaçakçılığının azalmasına yardımcı olması.
  • Bu önlemlerin hem iş ortamı, hem de vergi idareleri açısından oldukça yararlı olması bekleniyor. Vergi denetimlerinin etkinliği ve verimliği artacak ve mükellefler, yasal kayıtların basımları ve saklanmaları konusundaki idari yükümlülüklerin yarattığı mali yükten kurtularak tasarruf sağlayabilecekler.

Kamuda en son teknolojilerden yararlanmak şeffaflığı artırıyor

Raporu değelendiren Dünya Bankası Grubu’nun Küresel Göstergeler ve Analiz Departmanı Direktörü Augusto Lopez Claros şunları söyledi; “Dünya çapındaki gelir idareleri, ödeme sistemlerini düzenlemek ve modern hale getirmek için adımlar atıyor. 76 ekonomide mükellefler artık vergi beyanlarını dünyanın her yerinden elektronik olarak yapabiliyorlar. Kamu hizmetlerinin kalitesini yükseltmek için en son teknolojilerden yararlanmak şeffaflığı artırıyor. Ayrıca, birçok vergi idaresi de, bu gelişmenin vergi matrahını genişleterek makro ekonomik açıdan yarar sağladığını düşünüyor.”

2014 raporu, dünya genelinde vergi gerekliliklerine uyum sağlamak üzere orta ölçekli bir şirketin ortalama olarak, elde ettiği kârın yüzde 43,1’ini toplam vergi oranı olarak ödediğini, 26,7 adet ödeme yaptığını ve 268 saat harcadığını ortaya koyuyor.

Vergi sistemlerinin çağın gerekliliklerine ayak uyduracak şekilde güncellenmesi gerekiyor

PwC Vergi Şeffaflığı ve Toplam Vergi Katkı Payı Birimi Lideri Andrew Packman bu konuda şunları belirtiyor: “Vergi sisteminde yapılacak reformlar büyük önem taşıyor. Yapılan bu çalışma da, yalnızca kurumlar vergisinin değil, kimin, nasıl ve ne kadar vergiye tabi tutulacağı konusunda verilecek kararın da oldukça önemli olduğunu ortaya koyuyor.  İş dünyasının küreselleşmesi ve vergi gelirleri konusunda ülkeler arası rekabetin artmasının yanı sıra markalar, yazılım ve teknik bilgi (know-how) gibi gayri maddi varlıkların şirket varlıkları içindeki yüzdesinin artması gibi uluslar arası vergi alanındaki gelişmeler, dünya çapındaki vergi sistemlerinin çağın gerekliliklerine ayak uyduracak şekilde güncellenmesini gerektiriyor.”

Vergi Ödemesi 2014 Raporu, orta ölçekli bir şirketin ilgili yılda ödemek zorunda olduğu tüm vergileri ve katkı paylarını değerlendiriyor. Ölçülen vergiler ve katkı payları; kâr veya kurumlar vergisi, işveren tarafından ödenen sosyal sigorta primleri ve çalışmaya ilişkin vergileri, mülkiyete ilişkin vergiler, mülkiyet devir vergileri, temettü vergisi, sermaye kazancı vergisi, mali işlemler vergisi, çöp toplama vergileri, motorlu taşıt vergileri ve diğer küçük vergilerle masrafları kapsıyor.

Haberin Devamı
Advertisement
Yorum yap

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

Türk Loydu, klaslamanın en önemli kuruluşu IACS’ın 12. üyesi oldu

Yayın tarihi

-

Yazar:

Türk Loydu, Birleşmiş Milletler Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün danışmanı statüsünde uluslararası bir kuruluş olan IACS’ın 12. üyesi olarak kabul edildi. Uluslararası Klaslama Kuruluşları Birliği (IACS) üyeliği, uluslararası deniz emniyeti, çevre koruma ve sürdürülebilirlik gibi kritik alanlarda Türk Loydu’nun etkisini artırarak, Türk denizcilik sektörünün uluslararası düzeyde daha fazla söz sahibi olmasına katkı sağlayacak.

1930’lara dayanan çalışmalarıyla resmi olarak 11 Eylül 1968 yılında kurulan, güvenli gemilere ve temiz denizlere adanmış olmanın yanı sıra, Birleşmiş Milletler Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün danışmanı statüsünde uluslararası bir kuruluş olan IACS; teknik destek, uyumluluk doğrulaması, araştırma ve geliştirme yoluyla deniz güvenliği ve düzenlemelerine benzersiz bir katkı sağlıyor. Dünyanın kargo taşıma tonajının %90’ından fazlası, IACS üyelerinin belirlediği sınıflandırma, inşaat ve ömür boyu uyumluluk kuralları ve standartları kapsamında yer alıyor. 2001 yılında SWEDAC’tan ISO 17021 standardına göre akreditasyon alarak bu kapsamda akredite edilen ilk ulusal kuruluş olan Türk Loydu Vakfı, 2006’ya gelindiğinde Paris Mou Yüksek Performans Listesi’nde ilk kez yer alan ve Avrupa Birliği’nden onaylanmış kuruluş olarak tescil ediliyor. 2011 yılında da küresel klaslama pazarının en önemli kuruluşu olan IACS tarafından klas kuruluşu statüsü ile tescil edilen Türk Loydu, günümüzde resmi olarak IACS üyeliğine hak kazanarak, birliğin 12. üyesi oluyor.

Konuyla ilgili olarak Türk Loydu tarafından, “Cumhuriyetimizin 100. yılında büyük onur!” başlığıyla servis edilen açıklamada, şu ifadeler kullanılıyor: “Günümüzde Türk Loydu, denizcilik sektörü başta olmak üzere enerjiden imalata, savunma sanayiinden lojistiğe kadar tüm sektörlerde; klaslama, denetim, kalite yönetim ve ileri mühendislik gibi birçok alanda hizmet veriyor. Çok sayıda bilimsel ve teknik konferanslarda yer almanın yanı sıra aynı zamanda eğitimler veriyor, çok sayıda öğrenciye burs desteği sağlıyor. 1962 yılında Gemi Mühendisleri Odası tarafından kurulan Türk Loydu bugüne kadar yaklaşık 3000 adet geminin klaslama hizmetinin yanı sıra, Türkiye ekonomisinin can damarı olan dünyaya mal olmuş projelere de imza atıyor. 61 yıllık tarihinde altmış biri aşkın dev proje, Türk Loydu’nun da imzası ve çalışmalarıyla hayata geçti. İstanbul Havalimanı, Akkuyu Nükleer Güç Santrali, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osman Gazi Köprüsü, 1915 Çanakkale Köprüsü, Yüksek Hızlı Tren, TCG Anadolu Gemisi, Nene Hatun Sondaj Gemisi, Rize-Artvin Havalimanı, birçok futbol stadyumu bunlardan sadece birkaçıdır. Klaslama, yasal sertifikasyon, test, muayene, belgelendirme ve onaylanmış kuruluş hizmetlerini 2017 yılından itibaren Türk Loydu Uygunluk Değerlendirme Hizmetleri A.Ş. bünyesinde yerine getiren Türk Loydu Vakfı, fiziki alanlarının yeterliliği ve gelişmeye açık oluşu ile büyüme yolunda hızla ilerliyor. Türk Loydu, Türkiye’nin milli kuruluşudur. Yetkisi olan alanlar hemen hemen Türkiye’nin ekonomisine katkı sağlayan sektörlerin tamamını içermektedir ve IACS üyeliğimiz ile büyümenin, gelişmenin ve ülkemize katkı sağlamanın faydası ve gururu 100. yılında Türkiye Cumhuriyeti’nindir.”

Haberin Devamı

Haberler

Su kaynaklarımızı korumamıza yardımcı olacak yöntemler

Yayın tarihi

-

Yazar:

Su, dünyamızdaki yaşamın kaynağı ve canlı ekosisteminin hayatını devam ettirebilmesi için de ihtiyaç duyduğu en temel öğe. Dünyamızın milyonlarca yıldır sürdürdüğü ve kendi kendini temizleyerek canlılara hayat veren su döngüsü, yine insan etkisi ile son yıllarda iyice bozulmaya başladı. Bilinçsiz su kullanımı ve tüketimi, hızlı sanayileşme, büyüyen şehirler ve yanlış tarım uygulamaları gibi birçok farklı faktör suyumuzun kirlenmesine ve kendi içerisindeki döngüsünün bozulmasına yol açıyor. Yarattığımız bu kirliliğe ve su döngüsüne verdiğimiz zarara dur diyecek olan da yine bizleriz. 150 yılı aşkın köklü geçmişiyle müşterilerine hizmet veren Generali Sigorta, 22 Mart Dünya Su Günü’nde suyumuzu nasıl temiz tutabileceğimiz, israf etmeden kullanabileceğimiz ve koruyabileceğimize dair ipuçlarını paylaştı.

Atıklar doğrudan suya boşaltılmamalı

Suyumuzu en çok kirleten öğelerden birinin bilinçsiz ve kontrolsüz şekilde doğaya bırakılan atıklar olduğu biliniyor. En basit haliyle gün içerisinde mutfaktan boşaltılan ve suya karışan yemek artıkları, kullanılmış yağlar, suya atılan peçete ve kağıtlar, kanalizasyona dökülen atıklar doğrudan suya karışarak kirlenmesine neden oluyor. Bu da suyun temas ettiği toprağın kirlenmesi ve kendi içindeki dengesinin bozulmasına, aynı zamanda da bu suları tüketen evcil hayvan ya da insanların hastalanmasına yol açıyor. Atık kontrolünün hem bireysel hem de şirketler ya da kamu kurumları tarafından çok iyi yapılması, suyun korunması ve temiz tutulması için atılabilecek en önemli adımlardan.

Suyu boşa kullanımı engellenmeli

Suyumuz, hayatımızı devam ettirmemiz için ihtiyaç duyduğumuz en önemli kaynak. Bunun için de tek damlasının bile israf edilmemesi, boşa akıtılmaması ve kullanılmaması çok önemli. Özellikle evlerin içerisinde elde bulaşık yıkamak, el yıkarken ya da diş fırçalarken suyu boşa akıtmak, bozuk su tesisatlarını tamir ettirmemek, sık ve gereksiz yere araç yıkatmak, bahçe sulama gibi işlemler için damlama gibi etkin yöntemleri kullanmamak suyun israf edildiği örnekler arasında. Bu ve benzeri kullanım yanlışlarının da önüne geçerek suyumuzu koruma altına almak ise çok önemli.

Plastik kullanımından vazgeçilmeli

Suyumuzu en çok kirleten maddelerden biri de plastik. Günlük hayatımızda birçok noktada kullandığımız ve doğaya doğrudan zarar veren plastikler, suyun içerisinde yüzlerce yıl bozulmayarak kirletici özelliklerini koruyor. Bunun için plastik poşetler, şişe sular gibi ürünlerin kullanımının sıfıra indirilmesi gerekiyor. Doğaya bırakılan her bir plastik madde, canlı ekosistemini de doğrudan etkileyerek yaşam alanlarını tahrip ediyor.

Çevreyi kirleten ürünlerin kullanımı azaltılmalı

Gün içerisinde sıkça kullanılan, plastiğin yanı sıra geri dönüştürülemeyen farklı materyallerden oluşan ürünlerin kullanımı da suyumuzu kirleten unsurlar arasında. Deodorant, parfüm gibi ürünlerin hem üretimi hem de kullanımı sırasında yapılan hatalar da su kaynaklarının uzun vadede farklı kimyasallarla kirlenmesine neden oluyor. Yine buna benzer kişisel bakım ürünleri ve kozmetikler de suyun kirlenmesini sağlıyor. Bu ürünlerin kullanımı sonrasında yıkanması sırasında karışan kimyasal maddeler, su kaynaklarına ulaşarak doğanın dengesinin bozulmasına yol açıyor. Bunun için doğa dostu olan, sertifikalı ve kirlenmeyi azaltacak ürünlerin tercih edilmesi de etkili bir yöntem olabilir.

Deniz, göl ve nehirlerin temiz tutulması gerekiyor

Su döngüsünün en önemli parçalarından biri olan ve ana su kaynakları arasında da sayılan denizlerin, göllerin ve nehirlerin de kirletilmemesi ve korunması gerekiyor. Bu su kaynaklarına çöp atılmaması, var olan çöplerin temizlenmesi ve hiçbir şekilde atık karıştırılmaması suyun korunması için çok önemli. Özellikle su döngüsünün önemli bir parçası olan tatlı su kaynaklarının kirletilmemesi için bireysel olarak harekete geçilmesi canlı hayatın devamlılığı için de gerekli noktalardan biri olarak öne çıkıyor.

Pil atıklarına dikkat edilmesi

Günlük hayatta bir güç kaynağı olarak kullanılan piller, suyu ve toprağı kirleten en önemli maddeler arasında. İçerisinde bulunan cıva, kurşun, nikel gibi ağır metaller, atık olarak doğaya bırakıldıklarında uzunca bir süre kirlenmeye sebebiyet verebiliyor. Bu sebeple pillerin mutlaka toplanması, uygun alanlara atık olarak bırakılması, imha edilmesi ya da geri dönüştürülmesi gerekiyor. Pillerin suya hiçbir şekilde temas ettirilmemesi büyük önem taşıyor.

Haberin Devamı

Haberler

“KOBİ’ler sürdürülebilir büyüme açısından deprem kıskacında”

Yayın tarihi

-

Yazar:

TÜİK verilerine göre sayıları 3,4 milyonu aşan, istihdamın %71’ini, üretimin %37,3’ünü oluşturan, ekonomik katma değerin %35,5’ini tek başına sırtlanan KOBİ’ler finansmana erişimden dijitalleşmeye kadar çok sayıda sorunla karşı karşıya! KOBİ’lerin tam bir üretim ve istihdam ambarı olduğunu vurgulayan Ortak Akıl Danışmanlık CEO’su Dr. Yılmaz Sönmez, “Başta dijitalleşme olmak üzere küresel rekabetçilikte KOBİ’lerimizin elinin güçlendirilmesi gerekiyor. Ciro, katma değer ve teknolojik dönüşüm odaklı yapısal sorunlar, küresel riskler, deprem felaketinin görünen ve görünmeyen sonuçlarıyla birleştiğinde sürdürülebilir büyüme üzerindeki soru işaretlerini artırıyor” dedi.

Dünyada Covid-19 pandemisi ile başlayan, Rusya-Ukrayna savaşının tetiklediği enerji, gıda ve hammadde krizi ile derinleşen, enflasyon ve resesyon endişeleriyle tırmanan olayların gölgesinde kalan KOBİ’ler oldukça zorlu bir virajdan geçiyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun Kasım 2022’de yayımladığı rapora göre, KOBİ’lerin karşılaştığı en büyük zorluklar; %67 hayatta kalma ve büyüme, %48 yeteneklere erişim, %34 şirket kültürünü ve değerlerini koruma, %25 teknolojik dönüşüm talebine karşılık verme ve %24 finansmana erişim olarak sıralanıyor.

Dünya ekonomisinin çarkları KOBİ’lerle dönüyor

Dünya ekonomisinin çarkların KOBİ’ler sayesinde döndüğünü belirten Ortak Akıl Danışmanlık CEO’su Dr. Yılmaz Sönmez, Türkiye’de KOBİ’lerin üretim ve istihdam ambarı olarak istihdamın %71’ini, cironun %44’ünü, üretim değerinin %37,3’ünü ve faktör maliyetiyle katma değerin %35,5’ini tek başına sırtlandığını söyledi. Dr. Yılmaz Sönmez, konuya ilişkin şu ifadelerde bulundu:

“En güncel TÜİK verilerine göre sayıları 3,4 milyonu aşan KOBİ’ler Türkiye’deki tüm girişimlerin %99,7’sini oluşturuyor. KOBİ’ler toplam ihracatımızın %30,4’ünü, ithalatın ise %14,7’sini gerçekleştirirken büyük şirketlerin ihracatı içerisindeki dolaylı paylarını kattığımızda sağlanan katma değer yine oldukça yüksek. KOBİ’lerin ihracatının %90,8’ini imalat sanayi ürünleri oluştururken, toplam AR-GE harcamalarının %27,1’ini KOBİ’ler üstlenmiş durumda. Bununla birlikte KOBİ’lerin %55,9’u düşük, %31’i orta-düşük teknoloji düzeyinde yer alırken, sadece %12,4’ü orta-yüksek ve %0,7’si yüksek teknoloji kapsamında sınıflandırılıyor. KOBİ’lerimizin ciro, katma değer ve teknolojik dönüşümde yaşadığı yapısal sorunlar küresel risklerle birleştiğinde sürdürülebilir büyüme üzerindeki soru işaretlerini artırıyor. Mevcut durumda KOBİ’lerimiz sürdürülebilir büyümenin bayraktarlığını yapabilmesi oldukça zor görünüyor”

Dijital Dönüşüm Şart

Türkiye’deki KOBİ’lerin finansmana erişimden dijitalleşmeye kadar çok sayıda yapısal sorunla mücadele ettiğine dikkat çeken Dr. Yılmaz Sönmez, “KOBİ’lerimizin %59,8’inin 2021 yılında en az bir kez siber ihlal olayı yaşadığını, %46,1’inin bilgi-iletişim uzmanı istihdam ettiğini, %6,2’sinin yapay zekadan faydalandığını ve imalat sanayindeki KOBİ’lerin sadece %21,6’sının endüstriyel robot kullandığını düşündüğümüzde başta dijitalleşme olmak üzere küresel rekabetçilikte KOBİ’lerimizin elinin güçlendirilmesi gerekiyor” dedi.

Deprem felaketi yapısal kırgınlıkları artıracak

Deprem felaketinin görünen ve görünmeyen sonuçlarının KOBİ’lerin yapısal kırılganlıklarını daha da artıracağını vurgulayan Dr. Yılmaz Sönmez, “Küresel ticarette %47,3 pay ile en büyük payı olan Avrupa’daki resesyon ile lojistik, tekstil, hazır giyim, tarım ve hayvancılık, mücevher, turizm gibi sektörlerde bölge kaynaklı tedarik zincirlerindeki aksama hatta kopma riskini de göz önünde bulundurduğumuzda KOBİ’ler için korkulu senaryolar kapıyı çalıyor. ‘İşleyen demir’ KOBİ’lerimiz küresel makro-ekonomik peyzaj zorlaştıkça ciddi bir direnç sınavından geçiyor” diye belirtti.

Yapısal sorunlar KOBİ’lerin sürdürülebilirliği için büyük tehdit

Türkiye’deki KOBİ’lerin küresel rekabette söz sahibi olmak ve sürdürülebilir büyüme dinamiklerini yakalamak için yeni yetenekler kazanması gerektiğine değinen Dr. Yılmaz Sönmez, konuyu şu sözlerle açıkladı: “KOBİ’lerin risk algısında tedarik zinciri kesintileri, siber olaylar ve makro-ekonomik gelişmelerden endişeli olduğu görülüyor. Allianz Risk Barometresi’ne göre dünyada 2023 yılı itibariyle orta ölçekli firmalar için en önemli risklerin başında %31 ile siber olaylar yer alıyor. Ardından %28 ile makro-ekonomik gelişmeler, %23 ile enerji krizi geliyor. Ülkemizdeki KOBİ’lerin yapısal sorunlarını düşündüğümüzde tablo bizim için biraz daha karamsar” dedi.

KOBİ’ler için yol haritası

Dr. Yılmaz Sönmez, KOBİ’leri krizlere karşı daha dirençli hale getirerek başarıya taşıyacak faktörleri şöyle sıraladı: “Fiziksel ve dijital varlıkları güvenceye alınması, tedarik alternatiflerini çeşitlendirilmesiyle tedarik süreçlerindeki kesintilerin önüne geçilebilir. Dijital ekonominin aktörleri arasına katılarak dijital uçurumun kapatılması küresel rekabete güç kazandırır. İç ve dış siber tehditlere karşı “asla rehavete kapılmayan ve sürekli doğrulayan” işletmeler yaratılmasıyla siber güvenlik bir tehdit olmaktan çıkar. Bunun için e-ticaretten bulut teknolojilere kadar tüm unsurları kapsayacak dijitalleşme senaryoları hazırlayarak entegre dijitalleşme benimsenmeli. Öte yandan aniden gelebilecek krizlere karşı mücadele edebilmek için daha fazla çeviklik elde etmek gerekiyor. İstihdamın başını çeken KOBİ’lerin istihdamda bir cazibe merkezine dönüşmesinin yolu genç yeteneklerin beklentisine uygun işyerleri inşa etmekten geçiyor. Bunun için de gençlerle empati kurulmalı!”

Haberin Devamı

Yorumlar

  • {{{ review.rating_post_title }}}
    User Avatar
    {{{ review.rating_title }}}

    {{{review.rating_comment | sstr | nl2br}}}

    Show

Trendler

Copyright © 2011-2019 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com