Connect with us

Haberler

Sadece gelişmekte olan ülkelerdeki yıllık iklim direnci maliyetlerinin 2030’da 140-300 milyar dolarlık hacme ulaşacağı tahmin ediliyor

Published

on

İklim krizi ile mücadelede hem altyapı hem de davranışlarımızda temel değişiklikler yapmak zorunlu. Sellere karşı duvar örmek, iyileştirilmiş bina standartları, dayanıklı altyapı, elimizdeki mevcut araçlar. Ancak bu önlemleri uygulamak için fonlara erişim, özellikle gelişmekte olan ülkeler için hayati önem taşıyor. AAYB mevcut durumda 2030 yılına kadar iklim finansmanı için 50 milyar dolarlık yatırım öngörüsünde bulunuyor.

Pekin — Asya Altyapı Yatırım Bankası (AAYB) 1 Temmuz 2023 tarihine kadar faaliyetlerini Paris Anlaşması’nın hedefleriyle uyumlu hale getireceğini açıkladı. Bankanın mevcut tahminine göre, kümülatif iklim finansmanı onayları 2030 yılına kadar 50 milyar ABD dolarlık hacme ulaşacak. Bu miktar aynı zamanda AAYB’nin ilgili rakamları kamuyla paylaşmaya başladığı 2019’dan bu yana yıllık iklim finansmanı taahhütlerinde dört kat artış öngördüğünün bir göstergesi.

Bu yılın başında, AAYB 2025 yılına kadar fiili finansman onaylarında iklim finansmanının payını en az %50’ye çıkarmayı hedeflediğini açıklamıştı. Bankanın bugün yaptığı açıklama, bu hedefe ulaşma yolunda önemli bir adım teşkil ediyor.

Adil ve sürdürülebilir bir gelecek için özel sektörün tüm alanlarda daha fazla katılımına ihtiyaç var

AAYB Başkanı ve Yönetim Kurulu Başkanı Jin Liqun, konuyla ilgili yaptığı açıklamada; “Tarihin belirleyici bir anındayız; küresel ısınmayı sınırlandırmak ve kırılgan durumdaki gezegenimizi korumak istiyorsak, böyle bir dönemde cesur, hızlı ve geniş kapsamlı ve kolektif bir biçimde harekete geçmek zorundayız. Bu açıklamamızla birlikte AAYB olarak Paris Anlaşması doğrultusunda iklim önlemlerini destekleme yönündeki uzun süredir devam eden taahhüdümüzü pekiştirmiş olduk. Kapsayıcı, adil ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etme hedefini kolektif bir biçimde yerine getirebilmemiz için özel sektörün tüm alanlarda daha fazla katılımına ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.” dedi.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin ev sahipliğinde düzenlenen 2021 AAYB Yıllık Toplantısı’nın oturum aralarında gerçekleşen basın toplantısında konuşan Başkan Jin, AAYB olarak düşük gelir düzeyindeki üyelerine adaptasyon ve dirençlilik kazandırmaya yönelik yatırımların arttırılmasına ve iklim değişikliği konusunda gelişen teknolojilerin teşvik edilmesine odaklandığını aktardı.

Paris Anlaşmasına uygunluk taahhüdü, finansal aracılar üzerinden yapılan yatırımlar dahil, kamu ve özel sektör projeleri için de geçerli olacak.

Teknolojilere daha fazla yatırım yapılması iklim hedefini yükseltebilmenin en önemli yolu

AAYB, projelerin Paris anlaşmasıyla uyumlu düşük karbon ve iklim değişikliğine dirençlilik standartlarını karşılamasına yönelik olarak titiz bir testten geçiriyor. Söz konusu yaklaşım, diğer çok taraflı kalkınma bankalarıyla iş birliği içinde şu anda geliştirilmekte olan uluslararası standartlar ve çerçevelere göre şekilleniyor.

Kasım ayında gerçekleşecek olan COP26 İklim Zirvesi öncesinde, 130’dan fazla ülke 2050 yılına kadar net sıfır karbon emisyonu hedefini belirledi veya bu hedefi değerlendiriyor. Yine de bu planlarda belirlenen mevcut hedef toplamda Paris Anlaşması’nın küresel ısınmayı endüstrileşme öncesi seviyelere kıyasla 2 santigrat derecenin altında ve tercihen 1,5 santigrat derecede tutma yönündeki hedefin çok gerisinde kalıyor. AAYB, gelişmekte olan teknolojilere daha fazla yatırım yapılmasını iklim hedefini yükseltebilmenin en önemli yolu olarak görüyor.

Başkan Jin, “İnovasyonun merkezinde yer alan çok taraflı bir kalkınma bankası olarak, teknolojinin sera gazı emisyonlarının azaltılmasında kaldıraç işlevi görebileceğini düşünüyoruz. Tüm bunlar aynı zamanda küresel iklim değişikliğine kapsamlı olarak yanıt verilebilmesi için yeni teknolojilerin de mutlaka benimsenmesi yönünde bir yaklaşım gerektirecek. Sonuç olarak, iklim değişikliğinin en kötü etkileriyle mücadele edebilmek için özel sektörün ve kurumsal yatırımcıların iş birliği masasında olmasına ihtiyacımız var.” dedi.

Adaptasyon ve dirence daha fazla odaklanması, bankanın 2025 yılına kadar AAYB finansman onaylarının yüzde 50’sinin iklim finansmanının temsil etmesi yönündeki iddialı hedefini tamamlayacak. İklim finansmanı, AAYB’nin 2020’deki altyapı portföyünün yüzde 41’ine denk geliyordu.

Sadece gelişmekte olan ülkelerdeki yıllık iklim direnci maliyetlerinin 2030’da 140-300 milyar dolarlık hacme ulaşacağı tahmin ediliyor

Başkan Jin, şöyle devam etti: “Herkese uyan tek bir çözüm mümkün değil. Adaptasyonun uygun bir biçimde finanse edilmesi, hem altyapıda hem de davranışlarımızda temel değişiklikler yapmanın zorunlu olduğu anlamına geliyor. Sellere karşı duvar örmek, iyileştirilmiş bina standartları, dayanıklı altyapı, elimizdeki mevcut araçlar. Ancak bu önlemleri uygulamak için fonlara erişim, özellikle gelişmekte olan ülkeler için hayati önem taşıyor”.

Sadece gelişmekte olan ülkelerdeki yıllık iklim direnci maliyetlerinin 2030’da 140-300 milyar dolarlık hacme ulaştığı tahmin edilmektedir. Birleşmiş Milletler’e göre, iklim direnci finansmanı bugün 30 milyar dolar düzeyinde.

AAYB, 2020’de sermaye piyasaları aracılığıyla düşük karbonlu bir ekonomiye geçişi hızlandırmak amacıyla AAYB-Amundi İklim Değişikliği Yatırım Çerçevesini devreye soktu. Bu Çerçeve, finansman akışlarını düşük karbonlu ve iklim direncine uygun bir yol haritasına uyarlayarak, Paris Anlaşması’nın üç hedefini (etkilerin azaltılması, fiziksel değişim karşısında dirençlilik ve yeşil ekonomiye geçiş) niceliksel yatırım ölçütlerine dönüştürüyor ve bu sayede yatırımcılara yatırım fırsatlarını iklim riskleriyle birlikte analiz edebilme imkanı sunuyor.

Continue Reading
Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

Dicle Elektrik’ten Ekosisteme Sürdürülebilir Aydınlatma Çözümü

Published

on

By

Sokak ve cadde aydınlatmalarında öncü bir yeniliğe imza atan Dicle Elektrik, EPDK Ar-Ge Komisyonu tarafından onaylanan “Makaralı Aydınlatma Direği” projesini titiz bir çalışmanın ardından başarıyla hayata geçirdi. Tasarruf sağlayan proje hakkında konuşan Dicle Elektrik Genel Müdürü Yaşar Arvas, aydınlatma direklerinin yaygınlaşmasıyla elektrik sektöründe sıkça kullanılan sepetli kamyonetlerin kullanımının azalacağını, böylece her 100 kilometrede yüzde 30’a varan bir karbon ayak izi azalması sağlanabileceğini ifade etti.

Hizmet bölgesinde bulunan 6 ilde çevre odaklı sürdürülebilir çalışmalara imza atan Dicle Elektrik, devrim niteliğinde kabul edilebilecek bir projesini daha tamamladı. Dicle Elektrik Ar-Ge Merkezi mühendislerinin fikrinden doğan ve 18 aylık titiz bir çalışmanın ardından hayata geçirilen çevre ve çalışan dostu “Makaralı Aydınlatma Direği” projesi başarıyla tamamlandı.

Hem iş güvenliğine hem de çevre korumasına katkı
Makaralı Aydınlatma Direği projesinin, hem teknik hem de tasarım açısından aydınlatma sistemlerini iyileştirmek amacı taşıdığını belirten Dicle Elektrik Ar-Ge Direktörü Dr. Mustafa Çelikpençe, projenin detayları hakkında açıklamalarda bulundu. Dr. Çelikpençe, “Projemizle birlikte iş kazalarını azaltmak, zaman ve maliyet optimizasyonu sağlamak, personel iş yükünü hafifletmek ve aydınlatma sistemlerindeki sorunları hızlıca çözerek kullanıcı memnuniyetini artırmak hedefleniyor.

Yeni aydınlatma direklerimizden Diyarbakır Genel Müdürlük binamız önünde iki adet prototipi de sergiliyoruz. Bu yeni tasarım direkler, mevcut direklerin üzerine eklenen yeni bir konsol ile birlikte hareketli armatür mekanizmalarıyla donatıldı. Aydınlatmanın yanı sıra kamera, GSM, hoparlör gibi ekipmanlarla da entegre edilebilecek esneklikte tasarlanan direkler; hırsızlık benzeri olaylara maruz kalarak zarar görmesini engellemek için vandal kilit sistemi ile koruma altına alındı” diye konuştu.

“Karbon ayak izi yüzde 30’a varan oranda azalacak”
EPDK Ar-Ge Komisyonu tarafından onaylanan proje hakkında açıklamalarda bulunan Dicle Elektrik Genel Müdürü Yaşar Arvas, projenin yaygınlaşması ile elektrik sektöründe sıkça kullanılan sepetli kamyonetlerin kullanımının azalacağını, böylece her 100 kilometrede yüzde 30’a varan bir karbon ayak izi azalması beklendiğini ifade etti. Arvas, Dicle Elektrik olarak elektrik dağıtım sektöründe sürdürülebilir ve yenilikçi çözümlerle kamuoyunun huzuruna çıkmaktan mutluluk duyduklarını belirterek, “Ar-Ge çalışmalarına büyük önem veriyoruz. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan Ar-Ge Merkezi açma izni alan ilk elektrik dağıtım şirketi olduk. Patent portföyümüzü genişletiyor olmaktan memnuniyet duymakla birlikte bu projenin çalışan güvenliğine yönelik olması ayrıca gurur verici. Bu kritik aşamanın ardından patent süreçlerine de başladık. Projenin tüm süreçlerinde emeği geçen Dicle Ar-Ge Merkezi çalışma arkadaşlarımızı tebrik ediyorum.” diye konuştu.

 

Continue Reading

Haberler

Türk Loydu, klaslamanın en önemli kuruluşu IACS’ın 12. üyesi oldu

Published

on

By

Türk Loydu, Birleşmiş Milletler Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün danışmanı statüsünde uluslararası bir kuruluş olan IACS’ın 12. üyesi olarak kabul edildi. Uluslararası Klaslama Kuruluşları Birliği (IACS) üyeliği, uluslararası deniz emniyeti, çevre koruma ve sürdürülebilirlik gibi kritik alanlarda Türk Loydu’nun etkisini artırarak, Türk denizcilik sektörünün uluslararası düzeyde daha fazla söz sahibi olmasına katkı sağlayacak.

1930’lara dayanan çalışmalarıyla resmi olarak 11 Eylül 1968 yılında kurulan, güvenli gemilere ve temiz denizlere adanmış olmanın yanı sıra, Birleşmiş Milletler Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün danışmanı statüsünde uluslararası bir kuruluş olan IACS; teknik destek, uyumluluk doğrulaması, araştırma ve geliştirme yoluyla deniz güvenliği ve düzenlemelerine benzersiz bir katkı sağlıyor. Dünyanın kargo taşıma tonajının %90’ından fazlası, IACS üyelerinin belirlediği sınıflandırma, inşaat ve ömür boyu uyumluluk kuralları ve standartları kapsamında yer alıyor. 2001 yılında SWEDAC’tan ISO 17021 standardına göre akreditasyon alarak bu kapsamda akredite edilen ilk ulusal kuruluş olan Türk Loydu Vakfı, 2006’ya gelindiğinde Paris Mou Yüksek Performans Listesi’nde ilk kez yer alan ve Avrupa Birliği’nden onaylanmış kuruluş olarak tescil ediliyor. 2011 yılında da küresel klaslama pazarının en önemli kuruluşu olan IACS tarafından klas kuruluşu statüsü ile tescil edilen Türk Loydu, günümüzde resmi olarak IACS üyeliğine hak kazanarak, birliğin 12. üyesi oluyor.

Konuyla ilgili olarak Türk Loydu tarafından, “Cumhuriyetimizin 100. yılında büyük onur!” başlığıyla servis edilen açıklamada, şu ifadeler kullanılıyor: “Günümüzde Türk Loydu, denizcilik sektörü başta olmak üzere enerjiden imalata, savunma sanayiinden lojistiğe kadar tüm sektörlerde; klaslama, denetim, kalite yönetim ve ileri mühendislik gibi birçok alanda hizmet veriyor. Çok sayıda bilimsel ve teknik konferanslarda yer almanın yanı sıra aynı zamanda eğitimler veriyor, çok sayıda öğrenciye burs desteği sağlıyor. 1962 yılında Gemi Mühendisleri Odası tarafından kurulan Türk Loydu bugüne kadar yaklaşık 3000 adet geminin klaslama hizmetinin yanı sıra, Türkiye ekonomisinin can damarı olan dünyaya mal olmuş projelere de imza atıyor. 61 yıllık tarihinde altmış biri aşkın dev proje, Türk Loydu’nun da imzası ve çalışmalarıyla hayata geçti. İstanbul Havalimanı, Akkuyu Nükleer Güç Santrali, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osman Gazi Köprüsü, 1915 Çanakkale Köprüsü, Yüksek Hızlı Tren, TCG Anadolu Gemisi, Nene Hatun Sondaj Gemisi, Rize-Artvin Havalimanı, birçok futbol stadyumu bunlardan sadece birkaçıdır. Klaslama, yasal sertifikasyon, test, muayene, belgelendirme ve onaylanmış kuruluş hizmetlerini 2017 yılından itibaren Türk Loydu Uygunluk Değerlendirme Hizmetleri A.Ş. bünyesinde yerine getiren Türk Loydu Vakfı, fiziki alanlarının yeterliliği ve gelişmeye açık oluşu ile büyüme yolunda hızla ilerliyor. Türk Loydu, Türkiye’nin milli kuruluşudur. Yetkisi olan alanlar hemen hemen Türkiye’nin ekonomisine katkı sağlayan sektörlerin tamamını içermektedir ve IACS üyeliğimiz ile büyümenin, gelişmenin ve ülkemize katkı sağlamanın faydası ve gururu 100. yılında Türkiye Cumhuriyeti’nindir.”

Continue Reading

Haberler

Su kaynaklarımızı korumamıza yardımcı olacak yöntemler

Published

on

By

Su, dünyamızdaki yaşamın kaynağı ve canlı ekosisteminin hayatını devam ettirebilmesi için de ihtiyaç duyduğu en temel öğe. Dünyamızın milyonlarca yıldır sürdürdüğü ve kendi kendini temizleyerek canlılara hayat veren su döngüsü, yine insan etkisi ile son yıllarda iyice bozulmaya başladı. Bilinçsiz su kullanımı ve tüketimi, hızlı sanayileşme, büyüyen şehirler ve yanlış tarım uygulamaları gibi birçok farklı faktör suyumuzun kirlenmesine ve kendi içerisindeki döngüsünün bozulmasına yol açıyor. Yarattığımız bu kirliliğe ve su döngüsüne verdiğimiz zarara dur diyecek olan da yine bizleriz. 150 yılı aşkın köklü geçmişiyle müşterilerine hizmet veren Generali Sigorta, 22 Mart Dünya Su Günü’nde suyumuzu nasıl temiz tutabileceğimiz, israf etmeden kullanabileceğimiz ve koruyabileceğimize dair ipuçlarını paylaştı.

Atıklar doğrudan suya boşaltılmamalı

Suyumuzu en çok kirleten öğelerden birinin bilinçsiz ve kontrolsüz şekilde doğaya bırakılan atıklar olduğu biliniyor. En basit haliyle gün içerisinde mutfaktan boşaltılan ve suya karışan yemek artıkları, kullanılmış yağlar, suya atılan peçete ve kağıtlar, kanalizasyona dökülen atıklar doğrudan suya karışarak kirlenmesine neden oluyor. Bu da suyun temas ettiği toprağın kirlenmesi ve kendi içindeki dengesinin bozulmasına, aynı zamanda da bu suları tüketen evcil hayvan ya da insanların hastalanmasına yol açıyor. Atık kontrolünün hem bireysel hem de şirketler ya da kamu kurumları tarafından çok iyi yapılması, suyun korunması ve temiz tutulması için atılabilecek en önemli adımlardan.

Suyu boşa kullanımı engellenmeli

Suyumuz, hayatımızı devam ettirmemiz için ihtiyaç duyduğumuz en önemli kaynak. Bunun için de tek damlasının bile israf edilmemesi, boşa akıtılmaması ve kullanılmaması çok önemli. Özellikle evlerin içerisinde elde bulaşık yıkamak, el yıkarken ya da diş fırçalarken suyu boşa akıtmak, bozuk su tesisatlarını tamir ettirmemek, sık ve gereksiz yere araç yıkatmak, bahçe sulama gibi işlemler için damlama gibi etkin yöntemleri kullanmamak suyun israf edildiği örnekler arasında. Bu ve benzeri kullanım yanlışlarının da önüne geçerek suyumuzu koruma altına almak ise çok önemli.

Plastik kullanımından vazgeçilmeli

Suyumuzu en çok kirleten maddelerden biri de plastik. Günlük hayatımızda birçok noktada kullandığımız ve doğaya doğrudan zarar veren plastikler, suyun içerisinde yüzlerce yıl bozulmayarak kirletici özelliklerini koruyor. Bunun için plastik poşetler, şişe sular gibi ürünlerin kullanımının sıfıra indirilmesi gerekiyor. Doğaya bırakılan her bir plastik madde, canlı ekosistemini de doğrudan etkileyerek yaşam alanlarını tahrip ediyor.

Çevreyi kirleten ürünlerin kullanımı azaltılmalı

Gün içerisinde sıkça kullanılan, plastiğin yanı sıra geri dönüştürülemeyen farklı materyallerden oluşan ürünlerin kullanımı da suyumuzu kirleten unsurlar arasında. Deodorant, parfüm gibi ürünlerin hem üretimi hem de kullanımı sırasında yapılan hatalar da su kaynaklarının uzun vadede farklı kimyasallarla kirlenmesine neden oluyor. Yine buna benzer kişisel bakım ürünleri ve kozmetikler de suyun kirlenmesini sağlıyor. Bu ürünlerin kullanımı sonrasında yıkanması sırasında karışan kimyasal maddeler, su kaynaklarına ulaşarak doğanın dengesinin bozulmasına yol açıyor. Bunun için doğa dostu olan, sertifikalı ve kirlenmeyi azaltacak ürünlerin tercih edilmesi de etkili bir yöntem olabilir.

Deniz, göl ve nehirlerin temiz tutulması gerekiyor

Su döngüsünün en önemli parçalarından biri olan ve ana su kaynakları arasında da sayılan denizlerin, göllerin ve nehirlerin de kirletilmemesi ve korunması gerekiyor. Bu su kaynaklarına çöp atılmaması, var olan çöplerin temizlenmesi ve hiçbir şekilde atık karıştırılmaması suyun korunması için çok önemli. Özellikle su döngüsünün önemli bir parçası olan tatlı su kaynaklarının kirletilmemesi için bireysel olarak harekete geçilmesi canlı hayatın devamlılığı için de gerekli noktalardan biri olarak öne çıkıyor.

Pil atıklarına dikkat edilmesi

Günlük hayatta bir güç kaynağı olarak kullanılan piller, suyu ve toprağı kirleten en önemli maddeler arasında. İçerisinde bulunan cıva, kurşun, nikel gibi ağır metaller, atık olarak doğaya bırakıldıklarında uzunca bir süre kirlenmeye sebebiyet verebiliyor. Bu sebeple pillerin mutlaka toplanması, uygun alanlara atık olarak bırakılması, imha edilmesi ya da geri dönüştürülmesi gerekiyor. Pillerin suya hiçbir şekilde temas ettirilmemesi büyük önem taşıyor.

Continue Reading

Yorumlar

  • {{{ review.rating_post_title }}}
    User Avatar
    {{{ review.rating_title }}}

    {{{review.rating_comment | sstr | nl2br}}}

    Show

Trendler