Connect with us

Haberler

Finansbank Tenis Takımı kupaları topladı

Yayın tarihi

-

19-30 Haziran tarihleri arasında düzenlenen 3. Bankalararası Tenis Turnuvası’nda Finansbank takımı birincilik kupasının sahibi oldu

 bizcelogo

Bu yıl üçüncüsü yapılan Bankalararası Tenis Turnuvası, Finansbank Takımı’nın zaferi ile sonuçlandı. Tenis Eskrim Dağcılık Spor Kulubü’nün (TED) kortlarında 19 Haziran’da başlayan turnuva 30 Haziran Pazar günü sona erdi. Katıldığı tüm karşılaşmalarda şampiyonluğu kaptırmayan Finansbank, Pazar günü gerçekleşen final maçında TEB Tenis Takımı’nı yenerek kupayı kucakladı.

Mayıs ayında katıldığı İstanbul Champions Cup (ICC) turnuvasında şampiyonluğu rakiplerine kaptırmayan Finansbank, Bankalararası Tenis Turnuvası’nda da aynı başarıyı göstererek bir zafere daha imza attı.

Finansbank’ın yanı sıra Yapı Kredi, TEB, Akbank, Odeabank, A Bank, İş Bankası ve Burgan Bank’ın katıldığı Bankalararası Tenis Turnuvası’nda, ilk hafta grup maçları, ikinci hafta ise şampiyonu belirleyecek 4 takımın yer aldığı play off maçları oynandı. Grup maçlarından birincilikle çıkan ve son 4 takım arasında yer almayı başaran Finansbank, şampiyonada rakipleri Yapı Kredi Bankası, TEB ve Akbank takımları ile mücadele etti. Finansbank Tenis Takımı, turnuvanın son gününde Yapı Kredi Bankası’nı 3-2, TEB ve Akbank’ı 4-1 yenerek kupaya ulaştı.

Şampiyonanın son günü kıyasıya mücadeleye sahne oldu

İlk üçü belirleyen son günün tek erkekler, tek bayanlar, çift erkekler ve karışık çiftler maçlarında, Finansbank takımı oyuncuları, TEB karşısında başarılı bir performans sergiledi. Kıyasıya mücadeleye sahne olan karşılaşmalarda, tek erkeklerde Finansbank takımından Alican Seren, TEB takımından Ergi Akın’ı; tek bayanlarda Finansbank takımından Dilara Acar, TEB takımından Aysu Yavuz’u 2 sette mağlup etti. Çift erkeklerde Alican Seren ve Ömer Aras, karışık çiftlerde ise Mustafa Yücealemdar ile Dilara Acar, iki set sonunda rakiplerini yenme başarısını gösterdiler.

Haberin Devamı
Advertisement
Yorum yap

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

HES Kablo, Türkiye için üretmeye devam ediyor

Yayın tarihi

-

Türkiye’nin en büyük 500 şirketinin listelendiği bu yıl 13’üncüsü açıklanan, “Fortune 500 Türkiye Araştırması”nın 2019 sonuçları açıklandı. Finansal kurumlar ve holding dışındaki tüm sektörleri kapsayan Fortune 500 Türkiye listesinde bu yıl da kablo sektöründe zirvede olmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Bu başarıda emeği olan tüm çalışma arkadaşlarımıza ve paydaşlarımıza teşekkür ederiz. Ülkemiz için üretmeye devam ediyoruz.

Hes Kablo Genel Müdürü Şahin Nursaçan

Türkiye’nin lider kablo üreticisi olan HES KABLO; sektördeki 50 yıllık birikimi ile enerjiden iletişime, bilişimden sanayiye kadar birçok farklı sektöre dünya standartlarında endüstriyel altyapı ürünleri sunmaktadır. 140’tan fazla ülkeye ihracat yapan entegre üretim tesislerinde yüksek kaliteli ürünler ile uluslararası arenada bilinir ve saygın bir marka haline gelen Hes Kablo, geleceğin ihtiyaçlarına yanıt veriyor.

Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da mega projelerine ve mega kentlerine sunduğumuz özel çözümlerle, dünyada en ağır olma özelliğini taşıyan ve ilk defa üretilen 400 kV 3000 mm2 ekstra yüksek gerilim kablo ürünlerimizle Türkiye’yi ve Dünya’yı geleceğe taşımaya devam ediyoruz.

Haberin Devamı

Haberler

COVID-19 sonrası KOBİ’lerin ve istihdamın korunması

Yayın tarihi

-

COVID-19 olarak isimlendirilen bir virüsün birkaç ay içerisinde küresel bir pandemiye dönüştüğü günlerden geçiyoruz. 25 Nisan itibariyle küresel olarak hastalığa yakalanan insan sayısı 3 milyona doğru giderken ekonomik olarak da sorunlar artan bir hızda büyümeye devam ediyor. Ocak-Mart aylarında Çin ekonomisinin neredeyse durma noktasına gelmesi arz zincirinin bozulmasına yol açmış ve diğer ekonomilerde yavaşlamaya sebep olmuştu. Ortaya konan ilk analizlerde bu salgının küresel ekonomide yarım puanlık (% 0,5) bir düşüşe neden olacağı öngörülmekteydi. Ancak salgının Çin’in sınırlarını aşması ve hatta bugün 1 milyona dayanan hasta sayısıyla yeni salgın merkezinin Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’ye dönüşmesi ekonomik sorunların daha da büyümesine ve öngörülerin de kötüleşmesine yol açtı. OECD veya diğer uluslararası finansal kuruluşların son dönemde yaptıkları tahminlerde küresel çıktının ilk çeyrekte %7-8 oranında düşeceği yılsonunda ise içerisinden geçtiğimiz izolasyonun süresine göre %2 ila %4 arasında bir daralmanın ekonomileri beklediği öngörülmektedir.

Makro düzeyde yaşanan bu kriz kuşkusuz ilk olarak turizm ve havacılık sektörünü vurmuş durumda. Birçok ülkede uygulanan uçuş yasakları nedeniyle kargo uçakları haricinde neredeyse tüm havacılık sektöründe faaliyetler askıya alındı. Hava trafiğinin durmuş olması havacılık ve turizm sektöründe önümüzdeki günlerde ciddi iflaslar ve işte çıkarmalarla sonuçlanacağını öngörmek zor değil. Ülkeler arası ticari faaliyetlerin azalması, üretimin olmaması ya da talep yetersizliği nedeniyle birçok sektörde ciddi gelir kayıplarına yol açmaktadır. DTÖ ekonomistleri 2020’de küresel ticaretin büyümesi için tahminlerini keskin bir şekilde düşürdüler. Nisan ayı başında 2020 yılında öngörülen artış %3’ten %2,7’ye düşürüldü. DTÖ aşağı yönlü risklerin yüksek olduğunu ve 2020’ye dair bu güncel projeksiyonunun daha normal ticari ilişkilere geri dönüşe bağlı olduğuna dikkat çekiyor.

Otomotiv ve tekstil sektörü de bu bağlamda örnek olarak verilebilir. 2020 krizi iktisat tarihinde, arz ve talep krizinin eş anlı olarak ekonomileri nasıl vurduğu ve bu sırada uygulanan politika başarıları ve yanlışlarıyla anılacak. İktisadi krizlerin doğasında ortaya çıkan talep yanlı veya arz yanlı olması farklı politika teorilerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Ancak 2020 krizi küresel durgunluğun yaşandığı bir dönemde hem arz hem de talep tarafında kesintilere yol açarak piyasaları derinden sarsmıştır. Öyle ki petrol fiyatlarında talebin düşmesi nedeniyle yaşanan fiyat düşüşü, Suudi Arabistan’ın üretimi artırma kararıyla daha da hızlanmıştır. Bu raporun kaleme alındığı günlerde OPEC+ ülkeleri üretimde azalmaya gitse de fiyatlardaki aşağı yönlü talep baskısı devam edecektir. Petrol üreten ülkelerin mali yapısındaki bozulmalar ve bu sektörde çalışanların işten çıkarılma riski ekonomik krizin kötüleşmesine yol açacaktır.

Makroekonomik anlamda özellikle gelişmekte olan ülkeler için önemli bir risk de finansal sektörde yaşanan güven kaybıdır. Özel ve kamu kesiminde borçluluk oranları yüksek olan gelişmekte olan ülkelerde şirket iflasları ve borçların geri ödenememe riskleri ciddi güven kayıplarına yol açmaktadır. Ayrıca, krizin derinleşeceği beklentisi borsalarda önemli kayıplara sebep olmakta ve yatırımcıların likit iştahını kabartmaktadır. Mart ayında gelişmekte olan piyasalardan 83.3 milyar dolar sermaye çıkışı yaşanması bunun önemli bir göstergesidir. Benzer şekilde TC Merkez Bankasındaki yabancı para rezervleri Şubat ayında brüt 77.5 milyar dolar iken Nisan başında açıklanan verilere göre 58.2 milyar dolara gerilemiştir. Borç ödemeleri gibi döviz çıkışları devam etmesine rağmen, başta turizm olmak üzere dış gelirlerde yaşanan düşme ve bunun da ötesinde hızlı sermaye çıkışları nedeniyle döviz rezervleri kısa bir sürede azalmıştır.

Ekonomik faaliyetlerde ortaya çıkan bu sert duruş nedeniyle birçok hükümet art arda büyük miktarlarda teşvik paketleri açıkladılar. Örneğin, ABD toplam milli gelirinin yüzde 10’u, Almanya ve İngiltere ise yüzde 5’ine denk gelen büyüklüklerde teşvik uygulamalarıyla ekonomik durgunluğunun önüne geçmeye çalışıyorlar. Diğer taraftan FED ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) piyasadan tahvil alımları yaparak 2 trilyon dolar ve 750 milyar Euro nakit parayı piyasaya süreceklerini ilan ettiler. Aynı şekilde IMF, üye ülkelere bu süreçte daha önce uyguladığı politika reformlarına dayalı kredi verme uygulamasından farklı olarak daha doğrudan kredi imkanı sağlayacağını ilan etti.

Ülkemizde de Cumhurbaşkanlığı tarafından kademeli olarak ilan edilen desteklerle özellikle firmaların nakit akışları, istihdamda süreklilik ve sosyal desteklerin öne çıktığı görülmektedir. Krizin kendine has doğası uzun bir süredir görmediğimiz düzeyde devletlerin hem mali hem de parasal olarak piyasalara müdahalesi ve nakit akışı sağlamalarına neden olmaktadır. Mikro düzeyde krizin gidişatına baktığımızda ise hanehalkı açısından özellikle düşük gelirli çalışanların risk altında olduğunu, firmalar açısından ise sektörlere bağlı olarak etkilerin değiştiğini söylemek mümkündür. Gündelik ücretle çalışan veya krizin etkilediği sektörlerde çalışanlar bu dönemde önemli bir gelir kaybı yaşamaktadırlar. Sektörel olarak turizm, seyahat, restoran ve kafeler başta olmak üzere KOBİ’lerin satışları durma noktasına gelmiş durumdadır. Özellikle genç istihdamının yüksek olduğu bu işyerlerinin kapalı kaldığı sürelerin uzaması işsizlik ve sosyal sorunların giderek artmasına yol açacaktır.

Diğer taraftan tüketicilerin hem gelir kaybı yaşaması hem de sosyal izolasyon nedeniyle tüketim alışkanları ve davranışları değişmektedir. Restoran ve eğlence harcamaları sıfıra inmiş, tekstil talebi düşmektedir. Ayrıca kriz nedeniyle insanların gelecek kaygısı tasarruflarında artışa yol açmaktadır. Özellikle tasarruf artışları salgın sonrası için de normalleşmeyi yavaşlatma potansiyeli taşımaktadır. Bu noktada KOBİ’lerin süreci sağlıklı bir şekilde atlatabilmesi ve işsizlik nedeniyle gelirlerini kaybeden ailelerin korunması için seçici politikaların hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Devletin krize müdahalesi sırasında özellikle gelir kaybı yaşayan kesimleri ilk planda hedef alması, normalleşme sürecinde ise KOBİ’lerin faaliyetlerini sürdürebilmesi için araçlar geliştirmesi gerekmektedir. Ancak, burada zaten borç stoku yüksek olan ekonomi için istismarların önüne geçecek ve seçici destekler uygulanmalıdır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki borç stokunun salgın sonrasında ekonomileri tehdit eden bir duruma ulaşması muhtemeldir. Uluslararası finans kuruluşları veya fonların bu borç krizi sırasında yerel varlıkları satın almaya başlaması ulusal ekonomiler için risk oluşturmaktadır.

Bu bağlamda, devletlerin yerli firmalarını özellikle stratejik sektörleri koruma noktasında özel önlemler alması gerekmektedir. Yaşanan iktisadi krizin kısa, orta ve uzun vadede etkileri analiz edilmeli ve detaylı yol haritaları çıkarılmalıdır. Ekonomi çarklarının dönmesini sağlayacak önlemler yanında, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde uygulanan politikaların yan etkilerinden kaçınmak için neler yapılması gerektiği planlanmalıdır.

Salgın Sonrası Kobilerin ve İstihdamın Korunması İçin Alınması Gereken Tedbirler raporuna ulaşmak için aşağıdaki linki tıklayınız: https://igiad.org.tr/images/IGIAD_Covid-19_Raporu.pdf

Haberin Devamı

Haberler

Borusan Holding’te bayrak değişimi

Yayın tarihi

-

2019 yılının başından beri CEO’luk görevini üstlenen Borusan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kocabıyık, yayınladığı şirket içi duyuru ile Borusan Holding’in yeni CEO’sunu açıkladı. Buna göre Erkan Kafadar 2020 Ocak ayından itibaren Borusan Holding’in yeni CEO’su olacak.

1967 doğumlu olan ve İstanbul Üniversitesi İşletme bölümünde lisans eğitimini tamamladıktan sonra, 1991 yılında Yetiştirme Elemanı olarak Borusan Grubu’na katılan Erkan Kafadar, 1991-1995 yılları arasında Borusan Birleşik Boru Fabrikaları ve 1995-1999 yılları arasında Borçelik İhracat departmanında farklı görev ve sorumluluk seviyelerinde çalıştı.

Erkan Kafadar, Borçelik’te 1999 yılında İhracat Müdürü ve 2002 yılında da Satış, Satın Alma ve Pazarlama’dan sorumlu İcra Kurulu Üyesi oldu. 2006 yılında Borçelik Genel Müdürü olan Kafadar görev yaptığı dönem boyunca Birlik Galvaniz, Kerim Çelik ve Borçelik şirketlerimizin birleşmesi, büyümesi, gelişmesi, markalaşması ve sektörünün önde gelen firması olmasında önemli başarılara imza attı. Kafadar 2015 yılından sonra, Borusan Holding bünyesinde İcra Kurulu Üyesi olarak çalışmaya devam etti ve zaman içinde Borçelik, Borusan Otomotiv, Borusan Araç İhale ve Liman şirketlerimizin Murahhas Üyeliklerinin yanı sıra farklı grup şirketlerimizde Yönetim Kurulu rollerinde görev aldı.

Borusan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kocabıyık

Borusan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kocabıyık, Erkan Kafadar’ın CEO olarak atanması ile ilgi olarak yayınlanan iç duyuruda şu görüşlere yer verdi:

“Değişik zamanlardaki bu iki CEO deneyimim sonucunda gördüm ki bugünkü CEO görevi geçmişe göre daha farklı ve çok daha önemli. Hızlı değişen dünyamızda bu görevin çok büyük sorumluluğu var. CEO’nun verdiği veya onayladığı kararlar; çalışanlarımız, Grup dışında bizimle çalışan iş ortaklarımız ve aileleri ile birlikte 50.000 kişinin hayatını etkiliyor. Bu kişilerin her yıl refahını arttırmak CEO’muzun en yüce görevi olmalıdır. Buna paralel 75 yıllık bir kurum olan Borusan’ı önümüzdeki 100 yıla hazırlamak ve 100 yıl sonunda da var olmasını güvence altına almak bence yine aynı öneme sahip. Bu rol, tüm grup şirketleri için en doğru iş stratejilerini geliştirme, değişen dünyada var olabilmek için doğru dönüşüm ve büyüme adımlarını belirleme ve bu vizyonu tüm çalışanları dahil ederek hayata geçirmek için tüm gücüyle çalışmayı gerektiriyor. Erkan, bu görev için doğru bir seçim. Kendisine üstlendiği bu önemli görevde başarılar diliyor, tüm yönetim ekibimiz, Murahhas Üyeler ve Genel Müdürlerimiz ile işbirliği içinde yaratacağı başarı hikayelerini dinlemeyi ve görmeyi heyecanla bekliyorum.”

Haberin Devamı
Advertisement

Trendler

Copyright © 2011-2019 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com